FERYAT
Ne vara razısın ne yoka talipNe bu dünyaya aitsin ne kendine sahipNefsin şah-ı ekber, kalbin nedense garipZevâl-i maşuk gönlü eyledi…
Ne vara razısın ne yoka talipNe bu dünyaya aitsin ne kendine sahipNefsin şah-ı ekber, kalbin nedense garipZevâl-i maşuk gönlü eyledi…
“Saruman ancak büyük güç kullanarak kötülüğü dizginleyebileceğimizi düşünüyor. Ben öyle olmadığını öğrendim. Esas sıradan halkın her gün yaptığı ufak şeylerin kötülüğü dizginlediğini öğrendim. Basit nezaket ve sevgi gösterileri gibi… ”
“The Hobbit…Gandalf”
Mecnun misâli şu hâlime Hoş bir nazar etmez misin? Senden gelen her derdime Razı isem sevmez misin? Hasret ki bir…
Yine o yalnızlık akşamlarından birindeyim…
Dört duvar bir tavan arası,
Kapana kısılmış bir indeyim.
Yürüyorum…
Hasret dolu gecenin
Kasvet kokulu yollarında.
Yürüyorum…
Dolunay aydınlığından
Karanlıkların en zifirisine.
Düşer Güneş gökten ufkun çizgisine Alır götürür ışığını da beraberinde Ve akşam çöker sensizliğin şehrine. Havada hafiften bir melankoli kokusu…
Güzün hazin bir gününde
Sessizce git.
Mümkünse,
Fark ettirmeden.
İnsan, çoğu zaman kendi varlığının merkezine bir türlü inemeyen bir yolcudur.
Yaşar, koşar, biriktirir; ama neyin peşinde olduğunu sandığını bilir de
aslında ne istemesi gerektiğini anlamak için geçirdiği yılları,
kendi varlığını ortaya çıkaracak o derin soruyu hep erteleyerek tüketir:
“Ben kimim?”
Şimdiler;Her anı yitik anlamlar…Beyaza sarılı minik bedenlerHer yerlerinden kan damlar.Bir yangın varYetişin! Dört bir yanı sarar,Bu hal baştan sona zarar.Sessizlik…