Şiddet, zorbalık ve acımasızlık insanın en ilkel yıkıcı güdülerinden biri.
Gençlerde son zamanlarda artan bu eylemlerin arkasında yatan nedenleri iyi analiz etmek
gerekiyor. Modern insan bir şeyi çok ıskalamaya devam ediyor. İhmal edilip görmezden
gelinen her insani haslet karşımıza karesi ve küpüyle sosyal bir problem olarak çıkıyor.
Oysa insanlığın en emin, en güvenilir, en saf yönü merhamet ve erdemli olmak. Bin yıldır bu
iki konu, insan zihnini meşgul etmiş ve konuşulmuş.
Şiddet, gözü dönmüşlük, kavga, yağma-yıkma ancak merhametin duvarlarına çarparak
durdurulabilir, engellenebilir…
Şiddeti durdurmak, azaltmaya çalışmak yalnızca dışsal kurallarla değil, insanın iç dünyasında
kurduğu ahlaki sınırlarla mümkün olsa gerek.
Merhamet, seni öldürmeye gelen insanın sende dirilmesidir. Bu dünyayı ve insanları emin bir
yer kılmaktır. Kalbe dönüştür. İnsan olma sanatının ilk harfidir bence…
Şiddet, çoğu zaman anlaşılmamanın, dışlanmanın, kaale alınmamanın bir sonucudur; merhamet
ise anlaşılmanın ve kabul edilmenin ifadesidir. İşte burada okullara ve ailelere çok önemli
görevler düşmekte.
Çok acil olarak merhamet, şefkat, erdemli olmak için; matematik, coğrafya derslerinden farksız
uygulamalı eğitimler konulmalı. Yani merhameti anlatmayıp, bilgisini vermeyip bizzat
merhametin ta kendisini çocuklara küçük yaşlardan itibaren aşılamak, bir nevi mayalamak.
Bunun için evde, okulda, yaşamda her nerede ise işte harekete geçmek acil bir işimiz olsa
gerek. Akademik eğitimin kalp eğitimiyle aynı hizada gitmesi nedenli önemli olduğu ortaya
çıkmakta. Belki de KALP EĞİTİMİ isimli ders programları bile koymak gerek artık.
Erdemler, doğuştan gelmez; alışkanlıklarla, yaparak yaşayarak kazanılır. Doğruluk,
yardımseverlik, alçakgönüllülük, iyi yüreklilik, ölçülülük gibi değerler de ancak tekrar eden
davranışlar yoluyla içselleştirilir.
Uygulamalı dersler, öğrencinin bu erdemleri yalnızca tanımlamasını değil, bizzat
deneyimlemesini mümkün kılacak. Bir başkasının yerine kendini koymak, bir sorumluluk
üstlenmek ya da bir sorun karşısında çözüm üretmek, ahlaki bilincin gelişmesine katkı
sağlayacak.
Japonya’da merhamet uygulamalı olarak nasıl sunuluyor biliyor musunuz. Okullarda Günlük
Sorumluluk Veriliyor. Öğrenciler sınıflarını kendileri temizler, yemek dağıtır ve toplar.
Amaç; Başkasının emeğini anlamak, Ortak alanlara saygı duymak, yardımlaşmayı alışkanlık
haline getirmek. Bu sayede çocuklar “Bir başkasının yükünü hafifletmek” fikrini yaşayarak
öğrenir. Zayıf olan öğrenciye güçlü olan yardım eder. Kimse dışlanmaz. Bu, merhameti bir
“iyilik” değil, doğal bir sorumluluk haline getirir.
Japon kültüründe yetişkinler çocuklara uzun uzun “merhametli ol” demez.
Bizzat gösterirler. Örneğin: Yaşlıya yer vermek, Kimse görmese bile çöpü yerden almak,
Başkasını rahatsız etmemeye dikkat etmek.
Bu çağın çocuklarının her şeyden daha çok rehberliğe ve yol göstericiliğe ihtiyaçları var.
Kafaları bilgiye iyi çalışıyor ama bilgeliğe az. Somutta yeterli, soyutta yetersiz,
Teoride zengin Uygulamada fakir. Aklı güçlü, kalbi güçsüz maalesef.
Sonuç olarak, şiddeti, acımasızlığı kırıcılığı durdurmanın yolu sadece kurallardan
ve cezalardan geçmez. Asıl çözüm, bireyin içinde merhamet, empati ve sorumluluk
duygularını geliştirmektir. Bu değerlerle yetişen gençler, hem kendileriyle hem de
çevreleriyle daha barışçıl bir ilişki kurabilir. Uygulamalı dersler, insanın “ var olma” sürecine
hizmet eder. Bilgi, deneyimle birleştiğinde yalnızca öğrenilmiş olmaz; yaşanmış ve
benimsenmiş bir değer haline gelir. Bu da bireyin hem kendisiyle hem de dünyayla daha
anlamlı bir ilişki kurmasını sağlar.
Nevzat ÖZER-Eğitimci-Yazar
