Oh, yine bir tanı koydum kendime. Şükürler olsun, kendimdeyim. Bir ara kendimden umudu kestim
sanmıştım da… Kendi, kendine… Al dedi kendini dedi git dedi… Dağılma! Evet… Medikal kaynaklarda
fobinin bir türü olarak tanımlanmasa da, ben yakın hissettim kendimi bu fobiye. İsteyen kabul
etmeyebilir. Yanlışsa yanlış, ben panofobikim. Bu gerçekle yüzleşmem de, kabul etmem de zaman
aldı. Ama anlatacağım. Tek tek… “Korku”yla olan yoldaşlığımı ve savaşımı… Ele ele, gönül gönüle ama
aynı zamanda göğüs göğüse çarpıştığımız o saçma sapan ilişki…


Önce Panofobi diyoruz… Uzmanlar bu fobiyi “her şeyden korkma” olarak tanımlıyor. Adını, insanlara
korku aşılayan antik Yunan tanrısı Pan’dan almış. Panofobi ya da Panfobi, adından da anlaşılacağı gibi,
genel ve sürekli bir korku durumu. Öyle ki, bu fobiye sahip biri, belirli bir şeyden değil, her türlü
olasılıktan ve her türlü tehditten korkuyor. Kendi benliği de dahil…


Tadımız kaçtı mı? Valla benim kaçtı. 2 gün önce bir sanat terapisi atölyesine katıldım ve o geceden
beri tadım kaçık. Her zaman bayıla bayıla yaptığım aktivite olan “kaçmak” artık işe yaramıyor sanırım.
Ne b*k yiyeceğim? Bu yüzleşmeden kaçamıyorum. Geliyor yüzünü yine burnuma burnuma sokuyor.
Tamam gördüm artık seni. Oradasın. İyi hadi o zaman. Er meydanına hoş geldin!


Şimdi bir anlatayım tam olarak ne olduğunu. Katıldığım atölyede kilden “gölge yan”ımızın (diğer bir
deyişle “gölge arketipi”mizin) yüz maskesini yapmamızı istedi sevgili hocamız. Bilmeyenler için ufak
bir açıklama gireyim: Jung’un psikoloji literatürüne kazandırdığı bir terimdir bu. Bilinç dışı olarak
reddettiğimiz, kabul etmediğimiz ya da bastırdığımız kişilik özelliklerimizin temsilidir. Jung, gölgeyi
insanın “karanlık” tarafı olarak tanımlamıştır, ancak bu karanlığın “kötü” olduğu anlamına gelmediğini
de vurgulamıştır. Aksine, gölgeyi tanımak ve kabul etmek, insanın kendisiyle bütünleşmesini ve
potansiyelini gerçekleştirmesini sağlayan bir süreçtir. Amaaaaaan, zort! Çok doğru geldiği için bazı
görüşleri, gıcık oluyorum Jung’a. Her şeyi de bil!


Ben kilden gölge yüzümü yaparken aklımda şu duygu vardı: öfke! Ben hiç bağırmayan, kızmayan,
sesini yükseltmeyen bir tipim. Gerçekten hayatımda çok çok az hatırlıyorum birine karşı
agresifleştiğimi. Onu da arkasından yapmışımdır zaten yaptıysam 😊Hep konuşalım anlaşalım,
yetişkin insanlarız modu… Ama artık o öfke çıkmak istiyor. Bağırmak istiyor. Kulaklarını tıkayıp sadece
bağırmak… Yakıp yıkmak ortalığı… Yüzü delik deşik, tüm kusurlarını göze soka soka bağırıp çağırmak…
Oh be dedim yapayım şu “öfke”yi bir güzel… Al sana bulunmaz fırsat… Başladım yapmaya…
Sivilcelerimi yaptım, yüzümdeki izleri yaptım, koccaman açık ağzımı yaptım (bağırıyorum avaz avaz
ya), kulaklarımı kapattım böyle eğerek (kim ne derse desin duymayacağım ve susmayacağım),
kaşlarımı da çattım bir güzel… Ohhh rahatladım. Derken… Hocamız dedi ki, şimdi yüzleşme zamanı…
Alın gölge yüzünüzü karşınıza bir bakın, konuşun onunla. Tamam ne güzel dedim… Bağırışırız azıcık.
Değişklik olur bana da… Bir kaldırdım durduğu yerden canım “öfkeli”, “kızgın”, “agresif” yüzümü…
Ahahahahahhhahahahhahh. Karşımda gözlerini fal taşı gibi, ağzını da koccamaaaan açmış “KORKMUŞ
BUSE”. KORKU! KORKU! KORKU!


Bir gülme geldi o an. Öfkeli olacaktım ama ya ben… Korku nereden çıktı şimdi? Ben doktordan şurup
yerine iğne isteyen, evine hırsız girdiğinde o gece eve dönüp yine yalnız yatan, mağaradan tırmanarak
çıkmaya çalışırken panik atak geçiren arkadaşına destek olan, denizde hep taa uzaklara açılan Buse
değil miyim? KORKU?


Hah işte artık korkun tam önünde, somut bir şekilde karşında dikiliyor. Saklayamadın bu sefer.
Kaçamadı ki, kaçamadı ki…! Şimdi sor bakalım kendine. Nelerden korkuyorsun? Bu zamana kadar
nelerden korktun da kaçtın? Al, listeye aşağıda başlıyorum. Ya Hak!

  • Sevilmemekten korkuyorum.
  • Takdir edilmemekten korkuyorum.
  • Onaylanmamaktan korkuyorum.
  • Başaramamaktan korkuyorum.
  • Sevmekten korkuyorum.
  • Gerçek bağ kurmaktan korkuyorum.
  • Birini sıkmaktan korkuyorum.
  • Rezil olmaktan korkuyorum.
  • Dalga geçilmekten korkuyorum.
  • Terk edilmekten korkuyorum.
  • Yanlış anlaşılmaktan korkuyorum.
  • Yazmaktan korkuyorum.
  • Oynamaktan korkuyorum.
  • Üretmekten korkuyorum.
  • Anne olmaktan korkuyorum.
  • Verdiğim sözleri yerine getirememekten korkuyorum.
  • Beklentileri karşılayamamaktan korkuyorum.
  • Belirsizlikten korkuyorum.
  • Kontrolü bırakmaktan korkuyorum.
  • Kaybetmekten korkuyorum.
  • Deli denmesinden korkuyorum.
  • Yalnız kalmaktan korkuyorum.
  • Görünür olmaktan korkuyorum.
  • Tüm olumsuzluklardan korkuyorum.
  • Alternatiflerin çokluğundan korkuyorum.
  • Karar vermekten korkuyorum.
  • Vazgeçmekten korkuyorum.
  • Umutlanmaktan korkuyorum.
  • Monotonluktan korkuyorum.
  • Değişikliklerden korkuyorum.
  • Yeni bir hayat kurmaktan korkuyorum.
  • Başlangıçlardan korkuyorum.
  • Sonlardan korkuyorum.
  • Ölümden korkuyorum.
  • Yaşamaktan korkuyorum.
  • Kendim olmaktan korkuyorum.

Ahanda! Korkularım listesinin bir kısmı ektedir. Panofobinin sonuna kadar temsilcisiyim! Bu daha bir
kısmı ama gerçekten. Biraz daha düşünsem neler neler daha eklerim. Ama vardığım sonuç şu: Ben
yaşamaktan korkuyorum! Kendim olarak yaşamaktan! Çünkü özüne sadık Buse’nin kaybedeceği çok
şey olduğuna dair bir inancım var. Ya da “yapmak istediği şeyleri gerçekten yapmayı deneyen Buse
çok kötü çuvallar” gibi bir inanç hakim…
Meğer ben tüm bunlar yüzünden başkalarına öfkelenemiyor veya bağıramıyormuşum. Benim öfkeli
olduğum başkası değil ki… Kendimim! “KORKAK” olduğum için… İçimden hep kendime kızıp
bağırıyorum ya ben. Her şey yerine oturdu sanki. Bir tak sesi… Eksik de olsalar sanki tahtalarım yerine
oturuyor gibi…

Bu gerçekleri ben şu yukarıdaki korkudan gözleri yerinden çıkmış Buse’de gördüm işte. Gördüğüm hiç
hoşuma gitmedi. Ama iyi ki de gördüm diyorum şimdi, yalan yok… Yüzleşme iyi de geldi bir bakıma.
KORKU benim hayatım boyunca hem en iyi arkadaşım olmuş, beni hiç bırakmamış sağ olsun. Ama hep
yoluma da taş koymuş çaktırmadan. Şimdi bu “gölge yan”ımla biraz daha haşır neşir olma
dönemimdeyim. Kendisini görüyorum. Kabul ediyorum. Anlamaya çalışıyorum. Sadece biraz daha
aydınlığa çıkması iyi olacak… Orada gölgede yat yat ohhh… Nereye kadar?


“Korkunun ecele faydası yok” demişler… Çok doğru. Ecelden ister kork, ister korkma… Çok da fifi…
Tercihini yap, ona göre yaşa. Pişman olmadan. Keşke yapsaydım demeden. Sürekli “cesaret de
cesaret” diyip duruyorsun ya… Et artık işte. Korkun cesaretinle dost olsun. Bak bakalım o zaman yol
nerelere götürüyor… Kaybolurum hissediyorsun, değil mi? Kaybol. Bir noktada bulursun. Ya da
bulmazsın… O yolda yürümüş olursun, neler neler görürsün, öğrenirsin… 😊


Yolda yürümekten korkmamanız dileğiyle…


Dansöz Buse

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir