Evet… Dansöz… Dansöz tabi zoruna mı gitti?…
Çok iyi kıvırtırım. Öyle bir sallarım ki… Allah ne verdiyse… Bu yüzden “Dansöz” Buse demek istedim kendime… Diyerek yazımı noktalasam ya 😊
Her ne kadar yukarıdakiler gerçek olsa da, tam hikaye bu değil…
Öncelikle 1991 yılına gidelim. Bıyıklı futbolcu ekolünün son temsilcilerinden, zamanın deli fişek forvetlerinden “bombacı” lakaplı Erdoğan ile Zeynep Kamil’in en güzel kızı olarak bilinen (yani yarışma olsa net seçilirmiş), eşşek gözlü Demet mutlu yuvalarına nur topu gibi bir bebe peyda etmek üzerelermiş. Her şey hazır ama isim yok… Sadece “Naz” belli, göbek adı olarak annem çok istiyor. Ama ilk isim ne olacak bir türlü karar verilemiyor. Babam “Bihter” diyor, mazallah sonu benzemesin. Annem “Demre” diyor, olsaymış keşke, güzelmiş aslında… Ama ortak karar bir türlü verilemiyor.
Derken günlerden bir gün, babam gazete okurken bir afiş görüyor. O zamanlar gazino afişleri basılıyormuş gazelere. Good old days… İşte o günlerde gazinolarda hangi sanatçılar sahne alacak, onlar alt alta yazıyor. “DANSÖZ BUSE BU AKŞAM SAHNEDE” yazısını görüyor babam… BUSE… Güzel geliyor kulağına… “Demet” diyor, “Bak isim buldum. Buse nasıl?” Anlamını da seviyorlar. Mucuk mucuk… Kimse demiyor ki bu sahne ismi… Anlaşıyorlar ve benim kaderim öyle çiziliyor. DANSÖZ BUSE bilmiyor bunu ama o benim isim anam… Evet…
Bu yüzden daha 1 yaşında tam ayakta duramazken bile, masaya tutunup popo sallayan benim… Bu yüzden yıllarca kendimi Shakira sanarak şıngır şıngır kemerim baş ucumda uyudum… İlkokul ve ortaokul yıllarım dans yarışmalarında “Bayan Oryantal” (ay bu yaratıcılık kusturacak beni), lakabıyla boy gösterdiğim koreografiler ve kazandığım ödüllerle dolu… Liseden sonra farklı dans türleri de girdi hayatıma. Latin dansları, hiphop, zumba… Ama oryantalin yeri hep bir başka oldu… Ruhumu hep oryantalde buldum sanki…
Hiçbir zaman oryantal kostümüm olmadı ama. Almaya hep niyet ettim ama niyette kaldı. Hayatımın bir noktasında en pullusundan bir kostümüm olacak, biliyorum. Eğlenmeye gittiğimiz bir mekanda sahne alan dansözün masalar arasında dolaşırken karşılıklı döktürmemiz üzerine beni kolumdan çekerek sahneye çıkarması ve “hadi sana bıraktım şekerim” diyerek sahneden erken inmesi ve şovu benim bitirmem bir işaret değil de nedir, soruyorum size…
Geçtiğimiz sene bir oyunculuk kursunda iki tane dünyalar tatlısı arkadaşım oldu. Meryem ve Dilara… İsimlerimizin hikayelerini sınıfta bir uygulama sırasında anlatmıştık sanırım. Benim hikaye akıllarında kalmış. Aylar sonra bana hayatımda aldığım en anlamlı hediyeyi verdiler. Yukarıda resmini gördüğünüz gazete yazısı… Tan Gazetesi’nin 30 Mart 1991 gününe ait 2.sayfa haberi… “Dansöz Buse”nin ekmek parasını çıkarmaya çalışan sıradan bir dansözken, artık paraya para demeyen bir gazino starı olma hikayesi… Hayır hediyeyi aldığım o an ağlamaktan helak olmadım. O gece uykularım da kaçmadı. Hala yazıyı gördüğümde duygulanmıyorum da… Hele kendime ve hayallerime inanmayı her bırakışımda bu yazıyı hiç gözümün önüne getirmiyorum… Pışşık! Yalancı! 🙂
Gerçek “Dansöz Buse” yaşıyor mu, telif atar mı bilmiyorum (Lütfen atma abla) Ama sadece şunu biliyorum ki artık onu kabul ediyorum. Uzun yıllar “dansöz”lüğümü unutmuştum… Bastırmıştım… Ara ara özel günlerde ortaya çıkan bir kimliğimdi o benim… O da güvenli alanlarımda… Ama şimdi o kadar net görüyorum ki karşımda. Kıvırtmaya doyamayan “Dansöz Buse” benim asıl kimliğim. Kaçamam ondan. Kaçmamalıyım da zaten. Niye kaçayım ki? Ben neşeli olmayı seviyorum. Neşelendirmeyi seviyorum. Oynamayı seviyorum. Küçükken hep ortaya atıp, alkış tutarak “haydi oyna bakalım” dedikleri oynak kızım ben. Doğum günlerimi sahne alma aracı olarak kullanan… Başka arkadaşlarımın doğum günlerinde de konuk dansöz olarak boy gösteren… Ne ara çıkardım ben Shakira kemerimi? Onun yerine, bok rengi, nefes almamı engelleyen, sımsıkı kemeri taktım? Asla gevşetmedim? Çıkarmaya yeltenmedim? Beni boğmasına, hareketimi kısıtlamasına izin verdim? Ne ara?
Ne araysa ne ara… Nedense neden… Artık oraları geçtim. Onlar farklı hesaplaşmalar. Bundan sonrası bende. Şıngır şıngır kemerimi takarım. İşime bakarım. İsteyen izler, alkış tutar, karşılıklı döktürürüz (Para takmak isteyene de hayır demem.) İsteyen izlemez, yuhlar ya da kötüler… Çok da fifi… Ben “öz”üme sadık yaşamaya bakarım.
Son lafım da şu olsun: Gerçek “Dansöz Buse” abla, yaşıyorsan bul beni! Seninle karşılıklı çatır çatır bir oynayalım be…
İsminizi ve özünüzü hep yaşatmanız dileğiyle…
Dansöz Buse
