“Girl On Fire” Lyrics


She’s just a girl and she’s on fire
Hotter than a fantasy
Lonely like a highway
She’s livin’ in a world and it’s on fire
Filled with catastrophe
But she knows she can fly away
Oh, oh-oh-oh-oh
She got both feet on the ground
And she’s burnin’ it down
Oh-oh-oh-oh-oh, oh-oh-oh-oh
She got her head in the clouds
And she’s not backin’ down
This girl is on fire
This girl is on fire
She’s walkin’ on fire
This girl is on fire
Looks like a girl, but she’s a flame
So bright, she can burn your eyes
Better look the other way
You can try, but you’ll never forget her name
She’s on top of the world
Hottest of the hottest girls, say
Oh, oh-oh-oh-oh
We got our feet on the ground
And we’re burnin’ it down
Oh-oh-oh-oh-oh, oh-oh-oh-oh
Got our head in the clouds
And we’re not comin’ down
This girl is on fire (Fire, fire)
This girl is on fire
She’s walkin’ on fire (Fire, fire)
This girl is on fire
(Oh-oh-oh-oh-oh)
Everybody stares as she goes by
‘Cause they can see the flame that’s in her eyes
Watch her when she’s lightin’ up the night
Nobody knows that she’s a lonely girl
And it’s a lonely world
But she gon’ let it burn, baby, burn, baby
This girl is on fire (Fire, fire)
This girl is on fire
She’s walkin’ on fire (Fire, fire)
This girl is on fire
Oh-oh-oh-oh-oh, oh-oh-oh-oh
Oh-oh-oh-oh-oh, oh-oh-oh-oh-oh
Oh-oh-oh-oh-oh, oh-oh-oh-oh
Oh-oh-oh-oh-oh, oh-oh-oh-oh-oh
Oh-oh-oh-oh-oh, oh-oh-oh-oh
Oh-oh-oh-oh-oh, oh-oh-oh
Oh-oh-oh-oh-oh, oh-oh-oh-oh
Oh-oh-oh-oh, oh
She’s just a girl, but she’s on fire


“Bu şarkı ne alaka şimdi?” diyeceksiniz. Çok alaka.


Ben bu şarkıyı hep severdim. Ama sadece nakaratını söyleyip duruyordum. “Dis görl is on faayaaaaa”
diye diye… Bugün saçımı kuruturken rastgele çalmaya başladı ve ben ilk defa nakarat dışındaki diğer
sözlere dikkatle kulak verdim. Hem de fön makinesinin eşlik eden gürültülü sesiyle… Demek ki bir
şeyleri fark etmem için çarşaf gibi sakin bir denizde yüzmek değil, suların iyice bir bulanması ve
seslerin iyice bir karışması gerekiyor benim dünyamda…


Bu “ateş-alev” teması geçen hafta terapi seansımda da içimden çıkmıştı. “Nasıl hissediyorsunuz?”
sorusuna verilebilecek en direkt! yanıtı vererek, kendimi bir ejderhaya benzetmiştim. Oradan Game
of Thrones’a, Daenerys Targaryen’a falan bağlandı tabii kaçınılmaz… Bakın orada da yine bir şeylere
meydan okuyan kadın figürü… Hakkını arayan, boyun eğmeyen, hedefine kitlenmiş, dimdik, kararlı…
Ejderhaları var be kadının, daha ne olsun?! Hayatta bir amacı var ve ona ulaşmak için her yolu deniyor
ve yılmıyor. İzlediği yollar tartışılır tabi, o ayrı konu. Ama ona engel olmaya çalışana ve önüne gelene
bir tekme! He Daenerys’e başta sempati duysam da, dizinin sonlarına doğru biraz kıl olmuştum, yalan
yok. Ama yine de hayran olduğum bir duruşu vardı g*tten bacağın. 🙂


Bu şarkıda da öyle bir kadından bahsediliyor işte… Ateşin üzerinde yürüyor ve geri adım atmıyor.
Hatta kendi alevler içinde kalıyor. Ama o kendi “alev” zaten… Gözlerinin içinde de alevler dans ediyor.
İçinde yaşadığı dünya alevler içinde kalmış – hatta kendi ateşe vermiş o dünyayı – adeta bir felaket
tablosu… Ama o uçarak oradan uzaklaşabileceğini biliyor. Kız burada da mı ejderyaaa yoksa?! Atlarım
üstüne kaçarım ohhhh!

Bu “güçlü”, “ateşli”, “kendine güvenen” ve “yakarım ulen bu dünyayı!” diyen kadın figürü gerçekten
olmayı çok istediğim, idealize ettiğim bir noktada bana gülümsüyor. Ne zaman varırım oraya, ya da
hiç varabilecek miyim, bilmiyorum. Ama hayalini bile kurması güzel oluyor bazen. Zaman zaman
cesaret gösterdiğim anlarda kendimi bağdaştırabiliyorum da o figürle… Biraz daha pişmem lazım ama
biraz daha… Altımdaki ateşi biraz daha körüklemem lazım sanki… 🙂


Tabi bir de, şarkı hakkında araştırma yaptığımda şöyle açıklamalar gördüm:


“Alicia Keys’in “Girl on Fire” şarkısı kendine inanma ve azim fikrini vurguluyor. Bu şarkı, hayallerinize
ulaşmak için kendinize ve kendi fikirlerinize inanmaya devam etmenin gücünü ortaya koyuyor.”
“Ateşte yanıyor olmak demek, kim olduğunu ve hayatını nasıl yaşamak istediğini tam olarak kontrol
etme özgürlüğünü kendine vermek demektir.”


Allah, yine aynı mücadeleye çıktık mı?!… Hayatımın kontrolünü elime almak, kendime inanmak,
özüme dönmek, hayallerime inanmak, nasıl bir hayat yaşayacağıma sadece KENDİM karar vermek…
Saçlarına kurban, Alicia Ablam bana bunları öğütlemiş. E zaten ben bir süredir bunlarla bozdum ya
kafayı… Bunları düşünmekten hayatımı yaşayamaz hale geldim. İronik bir durum… Ya da daha
yaşanılası bir hayat kurabilmek için yolda mola verdim diyelim, tadım kaçmasın. Her mola yerinde bir
kestane şekeri almak isterim ben. Çikolatalı, koni şeklinde olanlardan… Şu an kestane şekerimi
yiyorum. Bitince yolculuk devam… Cesareti zaten zor topladım, basacağım gaza, geri dönüş yok!
Bir de atlamayayım, az önce kısaca bahsettiğim gibi, bu şarkıdaki kızçe dünyayı kendi de ateşe veriyor
gibi bir bölüm var. Yani ayaklarını yere basıyor ve ateşe veriyor gitsin. Dünya yanarken o buna izin
veriyor. Mahalle yanarken o saçlarını tarıyor… Benim şu anki yaşamımla çok paralel bir görüntü bu.
Ben de şu anda hayatımda kurduğum düzeni ateşe vermek üzereyim. Bu kızçenin başı bulutların
arasında… Benim de öyle. Kendime yeni hayaller kuruyorum. Biraz daha cesur… Biraz daha uçuk…
Biraz daha “ben”… Ve o pes etmiyor. Yükselmeye devam ediyor. Ben de etmeyeceğim. Ne kadar
“uçuyorsun yine” deseler ya da delirmişim gibi baksalar da, etmeyeceğim. Daenerys kalp yemişti ya
kalp! Hangi hayvanın kalbiydi hatırlamıyorum (belki de insan kalbiydi, ondan her şey beklenir), ama o
sahneden de çok etkilenmiştim ben. Kanlar içinde o kalbi yerken iğrenmiştim, rahatsız olmuştum ama
etkilenmiştim de… Demek bir şeyi tutkuyla istemek ve inanmak böyle bir şey demiştim. Bir kalp de
ben yer miyim? Düşüncesi ve imgelemesi hala rahatsız etse de, yemek istiyorum galiba. Gözlerimi
sıkıca kapatarak ve hiç çiğnemeden yutarak…


Son olarak şarkıda çok derin bir bağ kurabildiğim ve o ifadeleri duyduğumda hem heyecan hem de
burukluk hissettiğim bir bölüm var: “Nobody knows that she’s a lonely girl. And it’s a lonely world”
Evet, ben de yalnız hissediyorum. Bu da bir çelişki gibi… Yani kendimi hayatımda hiç hissetmediğim
kadar güçlü hissederken, aynı zamanda daha önce hiç hissetmediğim kadar yalnız hissetmek… Evet
etrafımda dolu insan var. Ailem, arkadaşlarım, yeni tanıştığım bir sürü insan… Ama ben yalnızım.
Çünkü kendimi daha yeni yeni tanıyorum. Kimsenin de beni şu anda “gerçek Buse” olarak kabul
edebileceğine inanmıyorum. Herkesi memnun etmeye çalışan, sevilme ve kabul görme kaygısıyla
hareket eden Buse gidip, yerine biraz daha “bencil”, umursamaz, özgür, yeni bir şeyler denemek ve
yaratmak isteyen Buse geldiğinde huzursuzluğu hissedebiliyorum. Hem kendimdeki hem de
çevremdekilerde oluşan huzursuzluğu… Bazen çok anlaşılmamış hissediyorum. Söylediklerim
dinlenilmemiş, niyetim asla algılanmamış, çabam tamamen boşa gitmiş… Bu yüzden de yalnız
olmalıyım sanırım bir süre. Ben gerçek Buse ile iyice tanışıp onunla dost olana kadar… İçinde
bulunduğum dünyayı ateşe verdikten sonra… O alevler biraz söndükten sonra… Belki o zaman
yalnızlığımı terk edebilirim. Ama şu anda sadece ““Dis görl is on faayaaaaa….” 🙂


Son olarak dedim ama bitmedi be! Bitmiyor işte bitmiyor! Yaz yaz bitmiyor, konuş konuş bitmiyor!
Benim içimde sönmeyen ateş bu galiba… Çok küçüklüğümden beri olan bir ateş bu… Tarif etmesi çok
zor. Bazen söndüğünü hissetsem de, tam sönmüyor ki… Ara ara harlanıyor tekrar… Ve harlandığında
da görmezden gelemiyorum. Çok zor çünkü onunla yaşamak… Yani sönse bir dert, sönmese bir dert
be… Kurban olduğum beni böyle yaratmış… Bu laf annemin lafı bu arada.

Geçenlerde benim neden herhangi bir işte tutunamadığım, sürekli oradan oraya savrulduğum ve maymun iştahlı olduğum aile meclisinde masaya yatırılmıştı yine. Çok sevilen bir konu bu, top 5’e 1 numaradan giriş yapar her dönem, net. Benim de galiba ilk defa onlara hak vermeyeceğim tuttu he! Nasıl oldu bilmiyorum, içime bir şey girdi sanki. Gittiğim terapinin parasının hakkını veriyorum artık haa… Ben de dedim ki, “Bunda sizin hiç mi payınız yok?” Ahan da, patladı bomba! Önce bir şoka girdiler. Nasıl yani?! Ben nasıl böyle bir suçlamada bulunabilirim? Ben nasıl onların iyi anne-baba olmadıkları imasında bulunabilirim?
Böyle bir imam da yoktu bu arada. Sadece yetiştiriliş tarzımın bu durumumun üzerinde etkisi olmaz
mı yani? Mümkün mü olmaması? Sadece bunu demek istemiştim. İyi anne-baba olma çok daha
bütünsel bir şey sonuçta. Amacım asla birini suçlamak, kendi var oluş tarzımın yükünü başkasına
yüklemek değil ki… Anne-babalığınız iyiydi merak etmeyin bebişler. Ama bir savunmaya geçtiler
inanamazsınız. Üzüldüm de… Dediğim gibi niyetim kimseyi gücendirmek değildi. Neyse… Ama neyse
ki, tüm müzakere süreci şu kararla noktalandı: “Seni de Allah böyle yaratmış…” 🙂 Ay sesli gülelim
mi? Ben o an gülemedim de şimdi gülüyorum biraz. O an gerçekten kırıldım ya… Demek benim bu
terelelli halimin açıklaması buymuş! Ben böyle yaratılmışım. E böyle yaratıldıysam, bu değişebilir mi?
Değişse değişse ne kadar değişebilir? Ay niye değişsin ki ayrıca? Bak işte cevap bu! Değişmesin abi!
Benim içimdeki ateş bu işte… Değişmesin! Yanıyor ne yapayım? Yanıyorum söndürelim mi? HAYIR
HAYIR! Prometheus’un ateşi sönseydi ne olurdu? Ha ne olurdu? 🙂


Olmam gereken ortamlarda, yapmam gereken işleri yaparken, ateşimin harlandığı yerlerde mutluyum
ben. Ve gerçekten de verimliyim. Oralardan kaçmıyorum. Oralara tutunuyorum hatta. O zaman
maymun iştahlılık değil ki bu… Bu özünü bir türlü kabul etmemek ve hep olmaman gereken yerlerde
dolaşıp kendine işkence yapmak aslında. Birçok insanın yaptığı gibi… Bana özel bir şey değil bu
durum. Ama benim ateşim bana özel… Ben ateşimi sevmeliyim ve kabul etmeliyim. Beni yakmasına
da izin vermeliyim. Nokta. 🙂


Ateşinizin hiç sönmemesi dileğiyle…


Dansöz Buse

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir