KELEBEKLER VE İNSANLAR – II
–Üstün Dökmen’e Ait Aynı İsimli Romanın Tanıtımı-2-
Her sayfasından bir roman çıkarılabilecek değerde bir kitabı keşfetme şansına nasıl eriştim diye düşünmeden edemiyorum. İncelemenin ikinci bölümü için hangi sayfayı hangi konuyu ele alsam diye düşünürken; kızıma 1den 238e kadar bir sayı söyler misin diye sordum ve sadece “1” dedi. Kitabın girişi hakkında nasıl yazılır ki diye sordum özetle neden yazılmasın ki önemli olan nereye yazacağın manasına çıkan cevaplar verdi. Ben de açtım ilk sayfayı sesli bir şekilde okudum.
Aynen “Bir kelebeğin yaşam öyküsünü yazmaya karar verdiğimde herkes karşı çıktı. Kimse sevinmedi, sevmedi, desteklemedi.
Önce dostlarım sinirlendi; ‘Ne gerek var, kelebeklerle uğraşma, organik domates yetiştir, ekmek peynirle yeriz.’ Dediler. Ben de onlara içimden, ‘Ben aklımı ekmek peynirle yemedim; yeni olanı denemek isterim.’ dedim” ile başlıyordu kitap. Bunu okumam ile birlikte kızım kahkaha atmaya başladı, bu çok komik bir kitap diye. Kızım güldükçe ben de düşüncemin kitabın girişinde eleştirilen hâl ile ne kadar benzediğini fark ettim, kızım güldü ben hapsolduğum kalıba şaşırdım, kızım güldü ben kalıba isyan ettim, kızım güldü ve ben ilk sayfanın ilk iki satırı hakkında yazmaya karar verdim. Sanırım Üstün Dökmen tabir-i caizse üstüne dökmeden anlatıyorsa benim kızım da kahkahalarla anlatıyor büyüklerin kendilerini hapsedişlerini. Burada ufak bir anekdota da ihtiyaç var; kızım kelebeğin hayat öyküsünü komik buldu bu arada ama oyun oynadığı için açıklama yapmak istemedi; yani maharet anlatanda değil anlayanda imiş bunu da öğrenmiş olduk. 🙂
Ee dönelim konumuza yeni olanı denemek.. Bu aralar nedense aklıma takılan konu tam olarak da etki alanım nedir, etki alanımı genişletebilir miyim, etki alanımı düşününce olanla yetinmek mi gerekli, etki alanımı kim neye göre nasıl belirliyor vs çerçevesinde şekilleniyor. Kelebeklerin hayatını yazma fikri dile geldiğinde, yazara yöneltilen bu cümleler doğrudan Üstün Dökmen’in etki alanını hedef alan karşımıza çıkıyor, kişisel sınırların aşılması, zorlanması ve daha pek çok şey. Yazar ise bu cümleleri dinlemeyerek kelebeğin hayatını anlatmaya başlayınca ortaya bana kadar uzanan bir etki alanı çıkıyor. İşte tam olarak benim kitap hakkında yazma kararım, kızımın “1” demesi ile şekillenen yol ve fark edişim sonucunda genişleyen bir etki alanı. Bu satırları yazmam ile birlikte ise şunu fark ettim; etki eden cümleler bizim alanımızı şekillendirmemize sebep oluyor, o zaman bize etki eden cümleleri seçmemiz gerekiyor; sanırım en güzel yol da ben “yeni olanı denemek isterim” demek.
Küçük kızımın kelebek bazında attığı kahkahanın bana açtığı yol.. İşin ilginci benim güzel kızım 7 yaşında iken kelebeklerin hayatına yönelik kahkaha atarken, yazarın dostları kim bilir yetişkin kılığına girmelerinin kaçıncı yılında yedi yaşında bir çocuk gibi tepki verdiler. Bu “dostlar” hiç büyümemişler mi ki her hayatın bir evren demek olduğunu fark edememişler? Garip..
Öte yandan düşününce yetişkinliklere çocuk gibi davranma denilen hususlar; yetişkinin oyun oynaması olabiliyor, koşması veya gülmesi hatta ağlaması olabiliyor; ama kişinin düşünme biçimi bu kapsamda değerlendirilmiyor. Peki, insanın oynaması veya ağlaması mı çocukluktur yoksa düşünme şeklinin çocukların düşünme biçiminde takılı kalması, gelişmemesi mi çocukluktur?
Sonuç olarak; ilk sayfadan konu mu olur mantığını bana işleyen toplum ile çocuk gibi düşünenlere de yetişkin diyen aynı toplum değil mi? Aslında şu da bir gerçek ki; bir yetişkinin gerçekten büyümesine vesilen olanlar çocuklarken, çocukların bu işlevini yerini getirmelerini sağlayan ise büyüklerin öğrenme arzusuna sahip olmasıdır. Yetişkin, yetişkin değil de çocuk kalmayı tercih eden birisi ise gerçekten çocuk olan nasıl baş edecek ki onunla?
Önemli olan nereye yazacağımız hususu idi ya; işte tam olarak da yetişkinlik bu noktada başlıyor sanırım, önemli olan öğrenme arzumuzu hangi konuda çalıştıracağımıza karar vermek. Çocuklar gibi gülüp ağlama gücünü verirken bize hayat yetişkin gibi düşünme yetisini de versin; amin amen evren duysun.
Selcen BAYÜN
