Büyük usta Nuri Bilge Ceylan’ın çektiği bir fotoğraf var. Adı “Sleepless Night”…Anneler gününe uygun mudur? Değil midir? Bilemem ama beni hep etkilemiş ve düşünmek için dürtüklemiştir. Belki babasıdır ama ben bir kadın kokusu alıyorum hep. Ya anlatmak istediği?

Herkese göre değişir. Mesela; bu fotoğraftaki bir anne midir? Nereden bileceğiz? Belki de hiç doğurmamış bir kadındır. Farkeder mi? Elbette bin kere hayır! Her kadın; doğursa da doğurmasa da bir annedir. Her kız çocuğu da bir anne taslağıdır. Daha küçücükken eli iş tutar. Süslenmeyi sever. Kıskançlıktan ölse bile kardeşini anne gibi korur. Bebekle oynar. Hayvanları besler. Bu içgüdü ömür boyu sürer. Kadın olur. Arkadaşına eşine bile anne gibi yaklaşmayı sever bazen. Erkek de ondan bunu bekler hatta. İlişkiler bu duygularla da beslenir. Onun için sorgular gibi “Çocuğun var mı?” ve hatta “Neden yok?” diye hiçbir kadına sormayınız. Ona yapılabilecek en büyük hakaretlerden biridir.

Biz böyle kadın fotoğraflarını severiz. Belki de; merhamet, saygı, vefa, endişe vs. bir sürü insani duygumuzu harekete geçirdiği için. Beyaz saçlar hoşumuza gider. Değirmende ağarmamıştır çünkü biliriz. Biliriz de; neden kadına en çok annelik sıfatını yüklemek hoşumuza gider ? Neden bugünü bu kadar coşkuyla kutsarız? Onun rahminde oluştuk diye mi? Safça, katıksız ve de karşılıksız bir fedakarlık görmekten vazgeçmek istemediğimiz için mi? Yoksa ona borcumuzu ödediğimiz duygusunu yakalamak için mi?

Hepsi olabilir ama biraz da; sakın kadının anneliğini yücelterek onu başka kimliklerden en kolay, zararsız ve objektif bir yöntemle uzaklaştırmak isteği olmasın bizlerde? Çok acımasız bir yaklaşım değil mi? Ama madem insanız düşünmek lazım; o beyaz yatakta, o beyaz saçlarını, o beyaz yastığa dayamış kadın neden uyuyamıyor? Bir göz “Uyu” derken ona, neden diğeri direniyor? Neden; karşıdaki duvara mıhlanmış o tek göz bitmez tükenmez gecenin nöbetini tutuyor?

Uzun gecenin sonunda iki göz birden uyursa hiç uyanamamak da var işin ucunda. İşte onun için uyanık olduğu son geceye bütün bir ömrü sığdırmak istiyordur belki, kim bilir? Ömrünün dönemeçlerini gözden geçiriyordur eksilmiş hücreleriyle becerebildiği kadar. En geriden başlamıştır. Çocuk bedeninin; ne zaman genç kız bedenine geçtiğine aklı kesmiyordur ve tazecik vücudunun hazzını neden zamanında duyumsamadığını, neden ve nasıl evlendiğini ya da evlenmediğini düşünüyordur. Belki ömrü boyunca aslında kimi sevdiğini o gece farketmiştir. Belki yitirdiği evladının, kardeşinin ya da arkadaşının kokusu gelmiştir burnuna.

Belki de eşinin…

Sahi; sevmişler midir birbirlerini yoksa sevmeden sadece kurgulanmış bir alışkanlıkla günleri mi saymışlardır beraber? Acaba; birbirlerini sevmeden nasıl sevişmişlerdir? Kimse sözünü etmez ama durun hele! Anneliğe kapı açılmadan evvel; bekaretinin bozulmasını; odalarda, evlerde zavallı bir merak ve şehvetle bekleyenler yüzünden kendisi kutsayamamış olabilir mi?

Anne olduysa; nasıl bağırmıştır doğururken? Evladına yemek bulabilmek için kendisi aç bile kalmış da vefa mı görememiştir?

İşte burada; iki hikaye geliverdi aklıma…Birini annem anlatırdı. Fukaralık (!) yıllarında; ocağın üstünde su dolu bir tasa koyduğu taşları karıştırarak o şıkırtıyla aç çocuklarını “Çorba pişiriyorum” diye kandırmak zorunda kalan anne.

Diğeri de üç çocuğu olan çok eski bir komşumuzdan bizzat duyduğum hikaye..Parasız kaldığı bir gün evdeki malzemeyle yaptığı yemek gözüne az gelmiş ve tencereye bakarak dua etmiş doymalarına yetsin, diye. “Yemin ederim; yemeğim arttı” demişti. Bence çocukları onun duasına tanık olmuştur ve annelerine hediye vermişlerdir, doyarak. Bana şarkılar söyleyen, kitaplar veren, nefes aldıran Kader ablacım! Neredesin kim bilir?

Beyaz saçlı kadın; sorularının cevaplarını bulmuş mudur? Yoksa nerede hata yaptığına mı karar vermiştir o gece? Belki de ondan uykusuzlukla cezalandırıyordur kendini ? Hayır..Bunlar bir celsede halledilecek işler değil. Onun da ilk uykusuz gecesi değil ki zaten…

Bir zamanlar mermer gibi pürüzsüz olan tenine o lekeler ve derin çizgiler yavaş yavaş, alıştıra alıştıra ve acımasızca yerleşirken; kadınlık ya da annelik onu mutlu etmeye yetmiş midir? Kimse “evet” diyemez. Diyemeyiz ve sebeplerini de duymak istemeyiz ama evlatlık duygularımız tavan yaparken içimize dürüstçe bakmayı da bazen becerebilsek keşke.

Kadınlık annelikten ibaret değil, her anne de kadın değil. Mesele; hiçbir zaman hedefin tutmayacağını bilsek bile insan gibi insan olmanın bütün haklarını yaşamaya ve yaşatmaya çalışmış olarak girmek uzun uykuya…Birazcık özen ve önemseyişle…

Bütün insanlığın ve dahi tüm canlıların gününü kutluyor ve hepinizi şefkatle kucaklıyorum.

Necla Demirtaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir