Yemek kokusunu sever misiniz? Ben çok severim. Sadece iştahlı olduğum için değil ama. Damak tadından başkadır hissettirdikleri. Nerede yemek kokusu varsa orada hayat devam ediyor, demektir. Birileri çarşıya pazara gitmiş, canı bir şeyleri çekmiş, taşımış, taşırmış, yemiş yedirmiş, hayata sarılmış demektir. Berekettir, harekettir, huzurdur.

Hani; hummalı bir günün ortasında çarşıdan, pazardan geçerken burnunuza çalınan ve “Hangisine teslim olayım?” dedirten ekmek, lahmacun, patates kızartması ya da ızgara köfte, kebap, ne bileyim kızarmış balık kokusu filan. Alanlara hayret etsem de şimdi balıkçılar artık hazır kızartılmışını da satıyorlar. Evde kızartırlarsa incileri dökülüyor herhalde! İlk çekişte anlayamazsınız bazılarını. Anlayana kadar bir daha bir daha koklarsınız. İddiaya bile girersiniz arkadaşınızla.

Karnınız açsa, iradenizi size test ettirir. Toksa, hatırlarsınız ve bir sonraki sofranızda yerini alır. Alıp da yiyemeyenleri derin derin düşündürür. Adalet anlayışınızı gözden geçirirsiniz. Yiyenlerin yiyemeyenlere oranı vicdanınızı acıtır ama kokular insanları birleştirir de. Bir bakarsınız, kırk çeşit insan aynı köftecinin elinden aynı lezzeti tadıyorsunuz. Mesela ne büyük cümbüştür; kavrulmakta olan sarı leblebi kokusuyla karışan kuru kahve kokusu, sizi tanımadığınız o kuruyemişçiyle bile bir noktada buluşturuverir.

Akşam olur, apartmana girerken mutlaka evin birinden yükselir. Merdiven boşluklarına, asansörün içine bile işler. Ben bundan da şikayet etmem. Güzelse; kokusundan anlaşılır. Malzeme iyi seçilmiştir. Pişirende maharet vardır, akıl vardır, zevk vardır. Yemek hangi aşamadaysa veya ne çeşni katılıyorsa onu da anlarsınız kokusundan. Yağda kavrulmaya başlayan soğan kokusu nasıl bir davettir, yarabbim! Hele tereyağının hasıyla ve özenle karıştırılarak yapılıyorsa, yeme yanında yat ! Tek başına bir yemektir.

Kokular bize geçmişe yolculuk yaptırır. Mesela bazı sakızlar ham şeftali kokar. İliklerime kadar çekerim. Sade gazoz kokusu beni çocukluğuma götürür. Rutubet kokusu, bana çocukluk masalım dediğim anneannemin Çengelköy’deki evini hatırlatır. Kapıdan girince sol üst köşede asılı duran yeşil boyalı tahta ekmek dolabına bile sinen boğazın kokusunu nasıl unuturum! ve ben hala yediğim ekmeklerde o rutubet kokusunu ararım, bulamam. Domatesin tepesindeki yaprağı koparınca ortalığa yayılan kokuyu bir daha duyamayacak olmanın bizi üzdüğünü farketmeyiz. Herkes patlıcan pişirir ama anneminki başka kokar.

Kokular bize farklılıkları da gösterir. Piyaza herkes limon sıkmaz. Bazıları sirke sever. Kimileri içine domates, üstüne yumurta doğrar. Kimisi taze soğanı, kuruya tercih eder. “Balığın pezevengi” de derler soğana ama kimisi rokasız yemez. Zeytinyağlı dolmanın malzemeleri aynı olsa da, pişirenin ruhu ana malzemedir. Herkesinki başka olur. Kuru bibere, patlıcana doldurulduysa, geleneğe sahip çıkıyordur. Yaprağa sarıyorsa daha sabırlıdır. Pırasaya dolduruyorsa, arnavuttur…

Sadece yemek değil esasen. Her şeyin bir kokusu vardır. Kokular bizi yönetir biraz da. Okuduğumuz romanlarda, şiirlerde yapılan tasvirlerde yerini alır ve hayal dünyasını harekete geçirir. Mesela; haklı olarak beyazperdeye en iyi uyarlanan roman seçilen Maria Puzo’nun “BABA” romanında, Corleonelerin evi tanımlanırken araya sıkıştırılan Mrs.Corleone’nin elinden çıkan “taze biber kızartması kokusu” benim hafızamda hep kalmıştır.

Bir sürü sektörde üretim planlamasında koku faktörünün etkisi küçümsenemez. Hatta Japonların gerçek orman kokusu vs. gibi insanların hasret ve mahrum kaldığı kokuları depolayarak pazarladıklarını bile duymuştum. Şimdilerde çok almıyorum ama kitabın bile kokusu vardır. Yeni kitabı elime aldığım zaman, okumadan önce koklarım. Kitapçı dükkanlarının kokusu bana insan olmanın erdemini hatırlatır. Seçtiği parfüm kokusu o insanı tanımlamanıza yardımcı olur. Çok sıklıkla parfüm değiştirmek pek hayra alamet değildir. Aslında parfüm sürmese de herkesin bir kokusu vardır ve ne gariptir ki aynı parfüm herkeste başka kokar. Gördüklerimizin, yaşadıklarımızın herkeste farklı yansıması gibi…

Konuyu kokuya taşırsam, bu yazı bitmez. Aslında bugün; her sabah ilk işi  taze yemek yapan alt komşumuzun daire kapısının altından sızan zeytinyağlı kereviz kokusu beni fişekledi. Onu da yemeden önce bir gece dinlendirirlerse iyi olur. Konyalıların dediği gibi; “Zeytinyağlı yemek, yemeden önce yıldız görecek”

Bol yemek kokulu günler…

29.01.2018

Necla Demirtaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir