Belediye otobüsü durakta durmadı, geçti. Duraktakiler söylendiler. Birkaçı elini kaldırdı otobüs geçip giderken. Yanaştırmadı bile kaptan durağa otobüsü. Görmezden geldi onları. Bazıları ardından yuh der gibi elini kolunu salladı. Ama faydası yok. Beklemeye devam. İyi ki sabah erken çıkılırdı evden bu şehirde. Yoksa her gün işe geç kalmak mümkündü.
Halim, içinden “iyi ki erken çıktım” dedi. “Bir sonraki otobüs geç gelmese bari“ sonra “Allah’ım sen büyüksün” dedi. Allah-u Ekber demedi ama diyebiliyordu. Ailesi önce Kur’an kursuna gönderdi onu. Aşina olmuştu bu dile her çocuk gibi. Hatim etmenin yanı sıra, yine camideki hatip bir hocanın gayretiyle Arapçadan da nasiplenmişti. Fakat sonra hiçbir şey okumak istemedi, ne Arapça, ne Türkçe ne de başka bir şey!
Şimdi Halim, bir alışveriş merkezinde garsonluk yapıyor. Yeni açılan alışveriş merkezinde bir pizzacıda
çalışıyor. Yaşadığı dönemde alışveriş merkezi deyimi o kadar yeni ki henüz kimse avm nedir bilmiyor. Kısaltmaya gerek yok, tam tersi uzatılacak bir konu, avm denilen şey. Zaten, ismiyle müsemma Galleria var, o vakit İstanbul’da. İlk alışveriş merkezi. O zamanlar bir eğlence mekanı haline gelmiş Bakırköy bu sayede.
Şehre gelmiş, bir sirk, bir panayır gibi avm.. Her hafta sonu yeniden kurulan bir fuar gibi alışveriş merkezleri. Galleria gibi isimleriyle biliniyor, tanınıyorlar. Vatandaşlar yaz ve kış aylarında havalandırmalı, kışın dışarıya göre sıcak, konforlu ve kapalı sistem mağazacılığı çok beğenmiş, yürüyen merdivenli, ışıl ışıl mağazalarla dolu bu kocaman binalara doluşmuşlar.
Plazma Televizyonlar yeni yeni hükmünü kaybetmek üzereyken daha ince yapılı yeni teknoloji televizyonlardan TV Box yayını yapan geniş mağazalar dikkat çekiyor. Ucu bucağı belli değil ekranların. Teknoloji dolu mağaza vitrinlerinin önünde benim de LCD televizyonum olsa diye içlenen vatandaşlar duruyor, aynı ekranı izliyorlar. Ekranlarda Amerika’nın beş oktavlık vokal aralığına sahip melez şarkıcısı Mariah Carey ve gırtlaktan baladlar söyleyen Micheal Bolton görünüyor. Ülkede video klip dönemi yeni başlamış, Türk televizyonlarındaki klipler henüz emekliyor. Bu yüzden net görüntü ve ses kalitesine sahip Amerikan video klip yayınları merakla izleniyor. Sadece teknoloji yok burada. İngiliz, Amerikan, Fransız, İtalyan markaların bini bir yerde. Tekstil, ayakkabı, giyim, parfümeri mağazaları hep ışıl ışıl. İnsanlar, ışığı seviyor, hep bu ışığa geliyor kelebek misali.
Halim, işte bu renkli, ışıltılı alışveriş merkezinin her daim kalabalık yemek katında, yine ismi Amerikan tescilli bir pizzacıda altı aydır servis personeli. O, bir garson aslında. Fakat iş Amerikan olunca, Fransız garsonun da ismi değişiveriyor. Bu sıralar her şey değişiyor ve her şey çok yeni. Her şey bir o kadar da uydurma ve fazlasıyla yabancı.
İkinci otobüs zamanında yetişti. Halim, biniş kapısından zar zor geçti, ite kaka attı kendini otobüse. Daha ilk basamaktayken kapı güm pat kapandı üzerine. Araca binebilen daha doğrusu sığışabilen son yolcuydu o. Otobüs sonraki duraklarda hiç durmadı. Halim, buna çok sevindi. İşe yetişebilecekti. Bu şehirde kimse geride kalanları düşünmezdi. O da kimseyi düşünmedi. Her zaman olduğu gibi giriş kapısından personel kartını gösterip geçti. X ray cihazı öttü. Güvenlik personeli, gide gele tanıdığı için onu, arkasına bile bakmadı. Bir başka personelin geçişini izlemeye koyuldu.
Mağazalar açılmaya başlıyordu yavaştan. Zira, bu erken saatte bile dışarıda içeri girmeyi bekleyen müşteriler, ziyaretçiler vardı. Ne de olsa Cumartesi bugün. Kalabalık olur. Yemek katı aşağıda. Halim, kullanmaktan çok zevk aldığı yürüyen merdivenle aşağı kata indi. Mağazaların arasından uzun koridora doğru yürüdü. Sola döndü. Giysi kabinlerini gördü. Ucuz gri renkli ve kırık seramik döşeli yerlere baktı, tavanlarda ise borular ve kablolar vardı. Askıda sallanan florasan tipi lambaların aydınlığı olmasa korkutucu bir yerdi burası.
Halim, önlük, gömlek, papyon, pantolon ve bir çift ayakkabı çıkardı içinden, çantayı attı bir kenara. Kabinin
üzerindeki kilidin anahtarını çevirdi uflaya puflaya. İşte burası bıkkınlık ve yorgunluk merkezidir! Sadece Halim için değil. Tüm personel yorucu vardiyasına burada hazırlanır. Otobüste, minibüste eve taşınan yorgunluk da yine burada başlar.
Koridor açık, diğer mağazalardan çalışanlar var ve onlar da buradan gelip geçiyor. Don paça görüyorlar Halim’i, Halim ise utanıyor. Halim, kendi halinde, halim selim bir genç, utanması çok normal. Öyle yetişmiş zira. Nafaka uğruna katlanıyor o da herkes gibi. Sonra “Ah be!” diyor içinden, “En zoru da şu pantolon, bir an önce beni kimse görmeden bir giyebilsem!” Onu hiç tanımayanlar da var gelip geçenlerin içinde. Onlar, öylece geçip gidiyor.
Ama diğer mağazalardan orada soyunup giyinen arkadaşları var ki, biliyorlar Halim’in utangaç olduğunu. Ona takılıyorlar, laf atıyorlar. “Naber ulan!” diyor biri.
Onlar da Halim ile aynı durumda aslında. Mecburiyetin farkında herkes. Halim’de buna alıştı artık, o da onlara laf atıyor. “Ulanını senin ulan”. Gelen geçenin çok olduğu bir koridorda giyinmek, soyunmak alışınca dert değil belki ama şu eğlenceli atışmalar olmasa, utancın üstüne kim bir örtü serebilecek!
Halim, üstünü başını son bir kez çekiştirip düzeltiyor. Şu papyon biraz sıkıcı ama ne yaparsın, zorunlu! Kapıyı aralıyor ve arkadan içeri giriyor. Önce yerlere mop atıyor, sopalı bir bez ve deterjanla siliyor yerleri. Sonra mavi çizgili bir bezle masaları temizliyor. Ona her bir kural bir bir anlatıldı. Her yüzeyin ayrı deterjanı ve bezi olduğu öğretildi. Mesela yemek yenen, gıda hazırlanan ve konulan masalar farklı deterjan ve bezle siliniyor.
Gün güzel başladı. Her şey iyi gidiyor. Müdür de orada. İyi bir adam. Halim’in halinden anlıyor, onu seviyor.
Halim, ihtiyaç sahibi, belli. Temiz, saf bir delikanlı. Halim, annesi, babası, lisede okuyan kardeşi için çalışıyor, bunu biliyor. Halim, durumunu anlatmıştı ona. O da babacan bir tavırla karşılamıştı Halim’i. Oysa, personelin içinde niceleri var ki müdüre kalsa bir gün dahi onları tutmayacak. Müdür, onları hiç sevmiyor. Fakat bunların bazısı öyle yetenekli ki! Çok İyi satış ve servis yapıyor. Müşteri de onları seviyor niyeyse onlardan servis istediğini söylüyor.
Müdür iş uğruna katlanıyor. Kurnaz, hazırcevap hatta biraz da şımarık tiplere çok ihtiyaç var iş dünyasında.
Şimdi telefon geldi şirket merkezinden, müdür ofise gitti.
Halim, biraz yoruldu. Temizlik kolay değil. Bazen beli ağrıyor fakat oturamaz. Yemek arasına kadar
bekleyecek. Avm, biraz sonra şenlenecek, insanlar gelmeye başlayacak, canlanacak. Saat onbir olmak üzere. Pizzaların müdavimleri değil belki ama şefin çorbasının müdavimleri az sonra damlar. Özel ve günlük çorba.
Halim, boş kaldığı zaman bir sütuna yaslanır servisin yapıldığı salonda. Ayakta rüya görmek çok güzeldir.
Kurgu yoktur rüyada, hayal kurmaya benzemez. Zaten, hayal kurmak senin neyine be Halim! Neden sonra uyanır rüyadan. Aniden ve şaşkın geri dönmüştür dünyaya. Bir rüya bile görememiştir Halimcik.
Bir koşturmacaya uyanır. Merkezde olağandışı bir hareketlenme vardır. Ayak seslerini duyar, paldır küldür.
Arada yüksek sesle bağıranlar. Korkutucu sesler. Ahlar vahlar arasında çok daha kuvvetli bir ses duyar. Bir patlama sesi yankılanır merkezin içinde. Ve bir silahın sesi duyulur. Arkasından bir başka patlama sesi.
Dur ateş etme der birisi.
Ateş ve patlama sesi.
Sonra, teslim ol der birisi.
Ateş ve patlama sesi.
Adam, kaçıp saklanır.
Ateş ve patlama sesi.
Kaçan adamla göz göze gelir.
Ateş ve patlama sesi.
Silaha bakar ve korkar Halim,
Ateş ve patlama sesi.
Halim, vurulur ve yere düşer.
Ateş ve patlama sesi.
Halim, rüyaya dalar.
Durmaz ateş ve patlama sesi.
Halim, annesini görür rüyasında.
Ateş ve patlama sesi.
Sonra, babasını da görür,
Ateş ve patlama sesi.
Kardeşini görmek ister,
Ateş ve patlama sesi.
Halim, onu göremez,
Ateş ve patlama sesi.
Halim, bir yerlere gider,
Ateş ve patlama sesi…
Otobüs durağa yanaşır… Durakta durur.
02.12.2025
Tolga ÇİFTÇİ
