Azer Güden: Vuslat Sokağı’ndan Aşka Ulaşabilme Yolculuğu

İlk kitabını yayımlamak, bir şair için yalnızca bir başlangıç değildir.
Aynı zamanda yıllardır içte biriken kelimelerin dünyaya açılmasıdır.
Azer Güden’le, ilk şiir kitabı vesilesiyle şiiri, yazma hâlini ve bu yolculuğun sessiz taraflarını konuştuk.

1. Yazma serüvenin nasıl başladı?

14 yaşında iken ergenliğin verdiği hazla ve heyecanla aşk şiirleri yazdım. Onun akabininde memleketimde yaşanan, tarihte de “Mustafa Muğlalı Olayı/33 Kurşun” olarak anılan infazın sonrasında neler yaşanmıştır diye düşünüp amatörce bir senaryo yazdım. Bu iki durum yazabildiğimi keşfetmemi sağladı ve yazma serüvenim de böyle başladı.

2. Yazar olarak genç yaşta bir kitabın basılmış olması seni nasıl etkiledi?

Olumlu yönde etkiledi çünkü yazarlık bölümü mezunuydum ama kendimi yazar gibi hissetmiyordum. Yazıyordum ama ortada somut bir şey yoktu. Nasıl ki bir yönetmene bir şey yönetmeden yönetmen demeyeceğimize göre yazar için de aynısı geçerli diye düşünüp hemen kitap çıkartıp kendime kim olduğumu hatırlatmış oldum.

3. Vuslat Sokağı ortaya çıkarken seni en çok heyecanlandıran ve zorlayan ne oldu?

Lisede defterlerimin arka sayfasına kimseden habersiz yazdığım şiirlerimi artık herkese gösterebilecek olmak beni heyecanlandırmıştı. En zorlayan kısım ise “Vuslat Sokağı”ndan hangi şiir daha güzel geçer elemesiydi.

4. Vuslat Sokağı nasıl bir iç hâlden doğdu?

Vuslat Sokağı bir eksiklik hissinden doğdu. Hayatın içinde çoğu zaman neyi aradığımızı bilmiyoruz ama eksik olanı çok net hissediyoruz. Ben de bu kitapta o hissin peşinden gittim. Yazmak, benim için o eksikliği tamamlamak değil, onunla konuşabilme biçimiydi.

5. “Vuslat” kelimesi senin için ne ifade ediyor?

Vuslat genelde kavuşma olarak düşünülür ama benim için daha çok bekleyişe yakın. Çünkü kavuşmalar çoğu zaman kısa sürüyor, beklemek ise insanı dönüştürüyor. Bu kitapta da vuslat, bir sonuçtan çok bir hâl olarak duruyor.

6. Vuslat Sokağı bir mekân mı, bir ruh hâli mi?

Gerçek bir sokak değil. Daha çok insanın kendi içine döndüğünde karşılaştığı bir yer. Herkesin yolu oradan bir şekilde geçiyor ama herkes başka bir isim veriyor. Ben ona Vuslat Sokağı dedim.

7. Vuslat Sokağı nasıl bir okuma hâli istiyor?

Yavaş bir okuma. Durarak, ara vererek. Belki bazı sayfaları tekrar ederek. Bu kitap aceleyle okunacak bir kitap değil.

8. Vuslat Sokağı’nda anlatıcı bazen çok yakın, bazen mesafeli. Bu anlatım tonunu nasıl kurdun?

Anlatıcı benim duyguma göre yaklaşıp uzaklaştı. Bazı metinlerde içime çok yaklaştım, bazı metinlerde bilinçli olarak geri çekildim. Çünkü her duygunun aynı mesafeden anlatılamayacağını düşünüyorum.

9. Vuslat Sokağı’nda aşk neredeyse her şiirde bir yara, bir sınav, bazen de bir mahkûmiyet olarak karşımıza çıkıyor. Bu kitapta aşk neden bu kadar acıyla iç içe?

Çünkü benim için aşk, sadece güzel duyguların adı değil. Aşk aynı zamanda insanın kendisiyle en sert yüzleştiği yer. Vuslat Sokağı’nda aşk; sevilmekten çok, sevmeyi göze almakla ilgili. Acı burada bir yan ürün değil, doğrudan aşkın kendisi. Çünkü insan gerçekten sevdiğinde, savunmasız kalıyor. Bu kitap, o savunmasız hâlin kaydı gibi.

10. Kitapta ölüm imgesi de sık sık karşımıza çıkıyor. Ölüm burada bir son mu, yoksa bir metafor mu?

Daha çok bir metafor. Bitmeyen bir şeyin içinde boğulmak gibi. Aşkın içinde ölen bir benlik var bu kitapta. Fiziksel ölümden çok, duygusal tükenişle ilgili. Ama ölümün bu kadar yakın durması, aşkın ne kadar yakıcı yaşandığını da gösteriyor.

11. Kitapta anneye yazılan şiirle birlikte aşk teması başka bir yere evriliyor. Bu geçiş senin için ne ifade ediyor?

O şiir benim için kitabın kalbi. Çünkü aşk ne kadar yakıcı olursa olsun, insanın ilk bağı başka. Anne şiiri, bu kitabın yere basan tarafı. Aşkın savurduğu yerde, insanın tutunabileceği tek yer gibi.

12. Son Şiir, Son Perde, Son… neden bu kadar çok “son” var? Bu kitap gerçekten bir bitiş mi?

Bu bir bitiş değil. Bu, “daha fazla taşıyamam” demek oluyor. Son kelimesi burada umut öldürmüyor; yük indiriyor. Bu kitap, devam etmek için durmanın kitabı.

13. Çok net soralım: Vuslat Sokağı romantik bir kitap mı?

Hayır. Bu kitap romantik değil. Bu kitap dürüst. Aşkı güzel göstermeye çalışmıyor. Aşkın bıraktığı hasarı saklamıyor. Romantizm varsa bile, enkazın içinden geliyor.

14. Okur kitabı bitirdiğinde yanında ne götürsün isterdin?

Mesaj değil de daha çok bir his götürsün isterdim. Belki tanıdık bir yalnızlık, belki de daha önce fark etmediği bir duygu. Kitap bitse de o his biraz devam etsin isterim.

İlk kitaplar geride iz bırakır; yazanda da, okuyanda da.
Azer Güden’in şiirleri, bu yolun henüz başında ama sesi net.
Yolun bundan sonrası kelimelere ait.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir