KPSS’yi kapesese diye okuduğunuza eminim. TDK’yi tedeka. KGB’yi kagebe. En kötüsü de KKTC’yi de kakatece diye okudunuz. Oysaki alfabeyi sayarken hep abecede diye sayardık. Her sessiz harfin sonuna “e” sesini getirdik ama bir türlü k harfine aynı özveriyi gösteremedik. Peki ama neden? K harfi alfabeye sonradan mı eklendi? Yoksa k harfine garezimiz mi var? Aslında öyle komplike nedenler yok. Biraz araştırma yaptığımızda karşımıza 2 görüş çıkıyor. Şöyle;

  1. Osmanlı Türkçesi’nin Arap alfabesi ile yazılmasından ötürü “kaf” ve “kef” harfleri arasında iki farklı sesin olması bu harfin söylenişini iki türlü kılmıştır.
  2. Göktürk alfabesinde de iki farklı k harfi bulunur: “İnce k” ve “kalın k”

Nihayetinde Latin alfabesi dışında bugüne dek kullandığımız alfabelerde iki farklı k harfinin bulunması buna yol açmıştır diyeceksiniz fakat bahsettiğim alfabelerde sadece k harfinin iki farklı sesi bulunmuyor. Arap alfabesinde h harfinin, Göktürk alfabesinde ise r, s, t ve birçok harfin kalın ve ince sesleri bulunmaktadır. Peki bu hikayede yanan neden k harfi oldu? Ya k harfine inceliği yakıştıramadık ya da bazı kısaltmaları daha tepkili okumak adına böyle bir yola başvurduk. Karar sizin.

Azer Güden

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir