Aşk kokan İstanbul ile tanışmış mıydınız? Gözleriniz yeşil ve mavinin kavuşmasında şevklenirken, yeşili ışıldatan renk cümbüşü ile ruhunuz hayat doldu mu? Ahh, her nefeste gençleşip kendinizi her saniyede sonsuzluğa teslim ettiniz mi? Aşk kokusu, insanı sonsuzluğa taşıyan umut …

İşte o aşk kokusunu keşfettiren anı hatırlamama sebep olan erkek için gelsin bu satırlar..

Sabah henüz 4 olmamışken yola çıkıp bebek sahilden yürümeye başladım. Sahil kenarındaki ışıklar, denizde ise belli belirsiz yakamozlar, birer birer sahile gelen balıkçılar.. Mevsimlerden kış, hava soğuk, nefesim buhar olup bana yaşadığımı hatırlatıyor, ben üzgün ben yalnız. İnada inat eden ruhumla birlikte Emirgan’a kadar yürüdüm, Sabancı Müzesi’nin hemen karşısındaki sahil birçok balıkçıyla şenlenmişti. Denizde balıkçı tekneleri, sahilde atılan oltalar, muhabbet sesleri. Bir sokak lambasının altındaki banka oturdum, kitabımı çantadan çıkarttım ve okumaya başladım. Biraz sonra bir çaycı geldi, çay ikram etti. Kitabı bırakmış çayın tadını yaşarken, balıkçı beylerden birisi hangi kitabı okuduğumu sordu. Dante’nin İlahi Komedyası dedim; gülümsedi ve “Biraz da cenneti keşfedin küçük hanım, dünya İnferno’yu aratmıyor zaten.” dedi. Hayretle baktım, “…edebiyat öğretmeniyim küçük hanım, çocuklar uyurken kendime ödül vermek için okula gitmeden sahile iniyorum.” diye açıklama yaptı. Gülümsedim ve sordum cennet nedir diye, gülümsedi  “Cennet, aşktır.” Dedi ve ekledi “peki Aşk nedir?” diye. Dedim aşk özgürlüktür, zıtlıkların karışması ve aynılıkların ayrılmasıdır. “Ahh küçük hanım, yanlış zamanda doğmuşsunuz filozoflar sizsiz eksik kalmış…” dedi ve toparlanıp bir selam ile gitti.

Geçen zamanı o ana kadar fark etmemiş ben, bir anda güneşin Anadolu Yakasındaki karanlığı yeşile çeviren haliyle tanıştım. Kızıllar, turuncular, sarılar, siyahlar, yeşiller, lacivertler, maviler ve beyazlar… Yoldan arabalar geçmeye, denizde minik balıkçı tekneleri vals yapmaya başlamışken; tam bir renklerin hakimiyetine tabi olmuştum. Kitabı çantaya koydum, buz gibi olmuş çayı kenara bıraktım ve derin bir nefes aldım. Sadece Doğa ve ben.. İkinci nefesimi alırken bir koku fark ettim, zıtlıkların karışımı ve aynılıkların ayrılmasından oluşan eşsiz bir koku; bir nefes daha aldım ve işte aşkın kokusu ve sesi derken buldum kendimi. Bir gün bu anı, bir insanla da yaşayacağım dedim ve başladım o insanı beklemeye…

Aradan aylar, mevsimler geçti.. Renkler azaldı griler çoğaldı; o anın yeniden var olması her geçen gün biraz daha imkansızlaşıyordu; inada inat yine umut koruyordu o birkaç dakikayı.

Sonra “O” çıktı karşıma. “Belki birkaç kelimeyi on binlerce kelime yaparız” dedi bana göre dünyanın en çapkın gülümsemesi ile ve başladık kelimeleri var etmeye. Zaman geçtikçe, iyi kötü, güzel çirkin, kızgınlık huzur, sevgi öfke hepsi kelimeler arasında kendilerine yer bulmaya başladılar ve onlar ortaya çıktıkça ilişki gelişip büyümeye başladı. Daha iki mevsim geçmişken bir akşam, 18 çocuklu bir aileye dair bir film izlerken AŞK KOKAN İSTANBUL’u yeniden buldum ve kendime ait kelimelerle barış imzaladım. 11.12.2025

Selcen BAYÜN

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir